22.03.2020 | 23.19
Sanki bir mutfağa beni hapsettiler de yığınların arasında kalakaldım. Yemek yapmayı bilir misin diye sormadılar hiç kapıyı kilitleyiverdiler. Mahsur kaldığım bu mutfakta yemek yapmam gerektiğini biliyorum elbet ama bunu bilmek fayda sağlamıyor. Kafam darmaduman. Hangi malzemeyi aklımdan geçirsem tavan yarılıyor, ordan beynime doğru düşüyor ıspanaklar pırasalar. Bu seramoni tamamlanınca tavan yeniden eski haline dönüyor ve ben onlarca anlamsız eşyanın arasında kalakalıyorum. Biraz kendi kendimi kemiriyorum sonra harekete geçiyorum elmaları soyuyorum, ocağa koyuyorum, pişiriyorum. Pişmesi gerekli işe yaraması için diye düşünüyorum. Neden pişmesi gerekli acaba ? Bir taraftan da havuçları parçalayıp ayırıyorum bir köşeye. Sebzeler buraya meyveler şuraya! Güya düzen kuruyorum. Ama aklım yerinde durmuyor ki hiç tavan yarılmasın yeni bir şeyler fırlatmasınlar bana doğru.
Ah o kafa yok mu ah!
Ortaya dünyada daha önce görülmemiş “ şefin özel tarifi “ dedikleri bir yemek çıkacak mı acaba ? Ya da benim bir yemek yapmam şart mı yalnızca elmaları pişirsem yeterli olmaz mı ? Ya da aşçı mıyım değil miyim ? Bu delice sorular bir başıma olduğum o mutfakta beni yalnız bırakmıyor. Aklımdaki sorular sanki somutlaşıyor da tavandan dökülüyor üzerime. Sağım solum pırasa, kereviz, ıspanak, avakado , mandalina... Aklıma ne gelirse işte. Bak şu an anda Ejder meyvesi deyiverdi içimdeki o susmayan açlık. Görmedim hiç , bilmem de ama konuştu maalesef o ses ve tavan yarıldı bile. Ve de düzenlemeye çalıştığım mutfağım saniyeler içinde karman çorman oldu. Hiç bir zaman tam olarak düzenlenemeyecek karışıklık ve ben başbaşayız.
En iyisi ben burda laf ebeliği yapacağıma fasulyeler filizlenip kocaman dallarıyla beni boğmaya kalkışmadan ateşi yakıp pişireyim onları.
Yorumlar
Yorum Gönder