Kayıtlar

Nisan, 2020 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

BİR KİTAP ÇOK ŞEY 1

Resim
Şibumi / Trevanian  Baş karakterimiz bir zamanlar sahip olduğu ruhsal dinginliği kaybettikten sonra ona tekrardan ulaşabilmek için çabalayan Nıcholai Hell. Erişmek istediği noktayı ”ruhsal dinginlik“ kavramıyla ifade etmek yeterli kalmıyor tıpkı kitabı yorumlamak için hiç bir kelimenin yeterli olamayacağı gibi.  Ama biz yine de deneyelim bakalım.  Kitabın çok farklı bir atmosferi var. Okudukça huzura kavuşuyorsun sanki. Olay örgüsünün içine serpiştirilmiş bazı düşünceler -bence filozofça düşünceler- size bir anda kafanıza balyozla vurulmuş gibi hissettirebilir. Kitabı okurken    bir çok ülke ve    bir çok kültür hakkında çok çarpıcı tespitlerle karşılaşacaksınız.  Nıcholai Hell Japon kültürüyle büyümüş, mağaracılığa ilgisi olan, bir çok dili konuşabilen paralı bir katil. Hayat onu bu yöne itmiş. Ne kadar farklı gelse de emin olun Nıcholai Hell iyi ki tanışmışım diyeceğiniz bir roman kahramanı.  Kısaca Şibumi kavramından bahsede...

BİR KİTAP ÇOK ŞEY / ÖNSÖZ

Bütün o kitaplar her daim aradığımız «ona» erişebilmek için kullandığımız bir basamak değilse nedir ?  Bu kelimeleri yazan insan da dahil olmak üzere insanlar yalnızca kendileri için yazarlar. Kimi zaman içlerinde biriken kini, öfkeyi, kimi zaman umudu, sevinci, kimi zaman da içlerinden bir parçanın bir anlık ulaştığı o aydınlanmayı... Unutmamak için, sımsıkı tutunmak için.... Okunan bir kitaptan not edilen kesitler ya da o kitaba dair düşüncelerin yazılması işte tam da bu sebepledir. Saniyeler içinde binlerce kez kaybolabilen insan kendini bulmak istediği zaman tutunacak bi dal arar. Ve yönünü kitaplara çevirir. Anlayacağınız “Bir Kitap Çok Şey” adı altında okuyacağınız satırlar yazılması mecbur olduğu için yazılacaktır.  Evet gelelim hayata,    eğer ona bir yoldur dersek : Bu uzun yolda kitapların her daim ışığımız olduğunu düşünüyorum ve okunan her kitapla birlikte kafamın içinde bir mumun daha yandığını hissediyorum.  Yolunuz her daim aydınlık ol...

22.03.2020 | 23.19

Sanki bir mutfağa beni hapsettiler de yığınların arasında kalakaldım. Yemek yapmayı bilir misin diye sormadılar hiç kapıyı kilitleyiverdiler. Mahsur kaldığım bu mutfakta yemek yapmam gerektiğini biliyorum elbet ama bunu bilmek fayda sağlamıyor. Kafam darmaduman. Hangi malzemeyi aklımdan geçirsem tavan yarılıyor, ordan beynime doğru düşüyor ıspanaklar pırasalar. Bu seramoni tamamlanınca    tavan yeniden eski haline dönüyor ve ben onlarca anlamsız eşyanın    arasında kalakalıyorum. Biraz kendi kendimi kemiriyorum sonra harekete geçiyorum elmaları soyuyorum, ocağa koyuyorum, pişiriyorum. Pişmesi gerekli işe yaraması için diye düşünüyorum. Neden pişmesi gerekli acaba ? Bir taraftan da    havuçları parçalayıp ayırıyorum bir köşeye. Sebzeler buraya meyveler şuraya! Güya düzen kuruyorum. Ama aklım yerinde durmuyor ki hiç tavan yarılmasın yeni bir şeyler fırlatmasınlar bana doğru.  Ah o kafa yok mu ah!  Ortaya dünyada daha önce görülmemiş “ şefin ö...